YA HAYIR SÖYLE YA DA SUS!

15 Ekim 2011 Cumartesi

PAYLAŞMAK İSTİYORUM



Güzel bir yazıyı paylaşmak istiyorum sizinle ama paylaşırken kırk yaşıma bir kala biraz da kendi duygularımdan bahsetmek ihtiyacındayım.
Dr. Faik Özdengül'ün yazısını okuyunca ninem geldi aklıma, rahmetli ninem. Size daha önce de bahsetmiştim. Ninem yaşlı bir kadındı bana göre, ben onu yaşlı bulduğumda altmışlı yaşlarını sürüyordu sanırım ama her konuşmasında öbür dünyadan, ölümden bahsetmesi benim onu daha yaşlı görmeme sebep olurdu (çocukken hep sadece yaşlıların öleceğini düşünürdüm). Ne kadar kolay bahsederdi ölümden, hayatın son bulmasından bir yandan korkar ama bir yandan da hayranlık duyardım ona. Her tatili onunla geçirmek isterdim iki odadan ibaret olan küçük evinde, çünkü ben kendim gibiydim orada, o beni olduğum gibi kabul ederdi, dost bilirdi, uzun uzun konuşurdu, dinlerdim ben de, sorular sorardım akşamları, o kendi yatağında konuşur ben de yer yatağında uzanmış dinlerken  uyuyakalırdım.
Onun olgun, kabullenmiş bakış açısına hayret ederdim küçük aklımla. Daha ileri yaşlarda da aynı içtenlikle buluştuk onunla, yazları bütün ailesinin torunlarının kışlık erzağını hazırlardı, ekmeğimizi, tarhanamızı yapar, sebzeleri kuruturdu, bundan şikayet ettiğini duymadım, mutlu olurdu bunları yapmaktan, azla yetinirdi az da olsa her zaman bir kıyıda birikmiş parası olurdu, ben hiç harcamadığından bunu gerekli görmediğinden şüphelenirdim, eminim kefen parası diye sakladığına. Bir inek ve iki tavuk bir eşekle hayatını devam ettirirdi, azdan  şikayet etmezdi çoğu da istemezdi, ne yapacağım ki derdi.
Bir ineğin sütü pek çok bebenin sütü oldu sabahları, iki tavuktan aldığı yumurta hayli hayli yetti ona, yaşlı eşek ise kendini götürmekten acizdi, genelde yarı yolda inmek zorunda kalırdı eşekten ama ben o eşeği arkadaş olsun kendisine diye tuttuğunu düşünürdüm yanında, konuşurdu çünkü, " nahha eşek gibi emi, eşeklikten başka her şeyi yaparsın bir beni taşımazsın tarlaya kadar" derdi, eşek kocaman anırır dinlenmek için bir ağaç gölgesine yatardı, dinlenmesini beklerdik, biz de suyumuzu içerdik bu arada.  Bunları neden mi anlattım şimdi, işte ben onun doğallığını, hayatı olduğu gibi kabullenişini, Allah'a teslimiyetini sevdim, ondandı benim onun yanından ayrılmayışım, bir sevgi muhabbet duyuşum, çocuk aklımla hislerimle onun eteğinden ayrılmayışım:)

5 yorum:

Profösör dedi ki...

Çok füzel bir paylaşım. Benim de çocukluğumla tıpa tıp uyuşan bir zihniyet. İşte hayat budur dedirten bir anıymış bu. ben de özlüyorum böyle bir hayadı. Doğal ve fıtri bir yaklaşım. Sen de böyle bir hayatı, yapmacıksız ve teslimiyet içinde yaşayabileceğin bir hayatı özlersin. Sevgi, şefkat ve merhametin hepsinin bir arada bulunduğu bir anıyı paşlaşman hoşuma gitti. Zaten hoşgörünün temeli bu değil midir. Hayatın başındaki bir insanla, hayatın sonunu görebilen iki insan arasındaki güzellik ne kadar uyumlu olmuş.. Sevmek ve sevilmik gibi..

Sevmek ve sevilmek iki kelime.. Biri olmayınca diğerinin olmadığı bir gerçek. Eğer hayatımızda doğruluklar, iyilikler, güzellikler gibi kavramlar değer olarak yer bulursa, bu değerleri değer yapan diğer bütün ünsurların her biri, olumlu bir anlam olarak karşılık buluyorsa, kendimizi mutlu ve huzurlu hissediyoruz demektir. Sevgi; sadece bir insana duyulan ilgi ve şefkat demek değildir. Sevgi bütün yaratılmış varlıklara karşı duyulan ilgi ve şefkattir.  Sevgi; bütün renklerin birleştiği ve buluştuğu bir yürektir. Bu yürek binlerce mozayiğin bir araya geldiği bir sevgi iklimini oluşturduğu hoşgörüdür. 

Teşekkür ederim..

uzunincebiryol dedi ki...

Ah Profösör ne güzel söylediniz böyle, teşekkür ederim. insan bazı şeyleri işte böyle yaş alınca idrak ediyor ama çocuk aklımızla aslında gerçek olanı yaşayıp mutlu oluyormuşuz. Gönül isterki geç olmadan farkındalık oluşsun zihinlerimizde. Ninem beni severdi, seni seviyorum dediğini duymadım ama sevgi sadece böyle ifade edilmezki, beni dinlerdi, her şeyimi, önemserdi her sözümü, onun için çocuk değil insandım çünkü. Fikirlerimi uygulardı, her sözünü hafızama kazırdım toprakla olan ilişkisini hep örnek aldım bu yüzdendir hep bir karış toprağım olsun sulayıp ekeyim hayalim vardır:) Anlattığı kıssadan hisse misali hikayeler olur ve bu hikayeler genelde doğayla ilgili olurdu hikayenin sonu ise illaki bir türküyle son bulurdu. Ben çocuğuma işte böyle olmak istiyorum onu her şekilde anlamak ve yüreğimi açmak ki o da bana yüreğini daima açsın ben de onu dinleyeyim:)

Profösör dedi ki...

Allah razı olsun.. Mutlu oldum..

Aslı dedi ki...

Bazen aşk aglatmaz insanı da böyle muhteşem bir anı-insan aglatır işte.

Nasıl bir tevekkül nasıl bir kabulleniş ve mutluluk. Çok isterdim bende babanem veya ananem olsun veya onlarla ilgili anılarım. Hep özlemini çekerim birileri anlatırken.

Siz mutlu bir insansız işte..böylesi güzel anılarınız var. Aslolan onu bunu, maddi şeyleri biriktirmek degilde, insan biriktirmek degilmidir?..

Yaz Blogcu dedi ki...

Merhabalar,

Kimilerimizin nineleri, kimilerimizin dedeleri, kısaca eski topraklar hep böyleydi...

Şimdilerde nerede öyle nine ve dedeler. Belki kırsal kesimlerde ve köylerde hala vardır böyle nineler ve dedeler.

Sevginin ne olduğunu bilmeden ama gerçekten sevenler onlardı. Güçlü bir imanın onlara sağladığı bu üstünlük anlatılmakla bitmez!

Sonsuzluğun Sahibi'ne ulaşmış olan ninelerimize ve dedelerimize Yüce Allah'tan rahmetiyle muamele eylemesini niyaz ediyorum.

Bu güzel paylaşımınızla ninelerimizi ve dedelerimizi şükranla ve rahmetle anmamızı sağladığınız için kaleminize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim.

Selam ve dualarımla en Güzel'e emanet olun.